27 Şub 2009

Kulak&Cenin

Kulak ceninin ana rahmindeki duruşunun şematik olarak aynısıdır. Ve tüm akupunktur noktaları kulak üzerinde bu esasa göre yer almıştır.
Şimdii... başınız,boynunuz, beliniz, sırtınız, bacaklarınız, kalçanız, ayaklarınız, omzunuz ağrıdığında yapacağınız tek şey kulaklarınıza masaj yapmak.

Kulağınızı baş ve işaret parmaklarınızın arasına alarak kulak kepçesinden başlayarak, dayanabildiğiniz kadar güçlü ve sıkarak masaj yapın.
İlk anda bazı noktalar acıyacaktır
(bunlar bedendeki ağrıyan bölgelerin kulaktaki refleks noktalarıdır). kısa bir süre sonra bu ağrılar kaybolacaktır.
2 -3 dakika bu masajı yapmanız yeterli olur. İsterseniz uzatabilirsiniz de. Zaten masajın sonuna doğru bedeninize bir sıcaklıklığın yayıldığını hissedeceksiniz. Bunun ardından ağrılarınızın azaldığını ve kaybolduğunu da...
Hiç bir yan etkisi olmayan bu uygulamayı herzaman her yerde kendinize ve ağrısı olan yakınlarınıza uygulayabilirsiniz.
Yorulduğunuzda, uzun otobüs yada araba yolculuklarında oturmaktan ağrılara maruz kaldığınızda, çok üşüdüğünüzde ve bedeninizi dengeye kavuşturmak için mucize benzeri bu uygulamayı kullanabilirsiniz.
Dört tane ağrı kesici aldım. hala ağrıyor diyerek baş ağrısından kıvranan taksi şöförünün ona yaptığım iki dakikalık kulak masajının ardından yaşadığı mutlu şaşkınlıkla benden ücret almadan teşekkürlerle uğurladığını hala hatırlıyorum.
Önemli olan kulağın her noktasına dokunun. Kulağınız size hemen yanıt verecektir. Kulaklar bedeni hisseder, görür ve duyar. Siz de şefkatli ellerinizi esirgemeyin.

26 Şub 2009

İlk Karşılaşma

Gözlerimi açtım. Ellerin ellerimde dudaklarında hiç yok kelime.
Bacakların yumuk,
Kolların yumuk,
Gözlerin, burnun ağzın aynı biz, ikimizin parçalarından bir bütün olmuşsun...

Banyodayız.
Ayakta tutmaya çalışıyorum seni, yıkıyorum mis gibi, çok tatlısın, gülümseyerek, huzurla bakıyorum sana...
Çok güzelsin.
Göğsümde, kalbimde sen varsın doldurmuşsun her duygumu, sıcacık bakıyorsun yüzüme.

Yine gel olurmu?
Bekleyeceğim seni uzun bir müddet sonra, kesin dönüş yapmadan önce, yine gel olur mu?

Rüyamda gördüm seni...
Rüyalara bırakma, yalvarırım arayı uzatma, gel kucağıma, ellerime bırak minik ellerini, daha cenin bile değilken, rüyamda gördüm seni...

Çok sevdim, çok yakıştık birbirimize, çok uydu tenlerimiz, hiç ayrılmayalım gelince hep yanımda kal hep küçük hep sevgiye aç benimle kal kız çocuğum...

02.26.2009

20 Şub 2009

Victoria Secret Uluslararası Gönderim Ücreti



$33,99'a kadar olan gönderimlerinizde Shipping dahil 100 Euro'yu geçmeyeceğinden gümrükte problem çıkmıyor...

2009 Victoria's Secret Muhteşem


NEW! The Marisa Fit crop cargo pant
More Colors
$49.50



The Eva Fit sailor pant

$78

Amerika'dan İste!

Bi arkadaşımın tavsiyesi ile karılaştığım bu güzel durumu sizlere aktarmadn yapamadım.

Türkiye'de bulunmayan birçok ürünü evinize kargo parasında indirim yaparak getirtebilirsiniz.

Şöyleki bir ruj alıp tr ye girerken ödeyeceğiniz para yerine, amerikadan bir adres ediniyorsunuz ve bu adres sayesinde almak istediğiniz her ürünü 30 gün boyunca bedava depolatabiliyorsunuz bu adreste.

Sonra bu ürünerinizin hepsini birden trye göndertebiliyorsunuz kargo masrafı çok daha ucuza..

işin buraıs tamam da adres nasıl edineceğim şeklinde bir probleminiz var şuan asıl mesele de burada işte;

Amerikadaniste.com kucuk bir miktar karsiligi üye olarak onlarin araciligiyla abd de bir adresiniz olmus oluyor.

Bu süper fikri sizlerle paylaşmak istedim ve hemen sonrasında işte siparişlerinizi tetiklicek birkaç parça V'S S kombinasyonları efendim...

Buyrun:

Sandaletler Favorim:





Sarı civciv elbisenin altında bu üç renk sandalette çok güzel duracaktır eminim




Yeşil ayakabıyla olmasa da diğeriyle uyacak şık bir gözlük...





Bir çanta delisi olarak Kötü Çanta yoktur! Kötü üretilmiş çanta vardır diyorum!! =)


18 Şub 2009

Canlı yayında taciz skandalı

Almanya'da TV'de canlı yayınlanan bir şarkı yarışması sırasında yarışmayı birlikte sunduğu bayan arkadaşının göğüslerini elleyen Hans Blomberg, tartışmaya neden oldu. Tacize uğrayan kadın sunucu Blomberg'i tokatladı...

İşte :S

16 Şub 2009

ISBN

ISBN (International Standard Book Number - Uluslararası Standart Kitap Numarası), hızla değişen ve gelişen dünyamızda artan bilgi üretimini izleyebilmek ve geniş çapta kullanıma sunmak için 1972 yılında Uluslararası Standartlar Organizasyonu (ISO) tarafından hazırlanan ve üye ülkelerin onayı ile yürürlüğe giren bir kitap numaralama sistemidir.

Amaç, kitap numaralarının uluslararası bir yöntemle düzenlenerek standardize edilip, Uluslararası Standart Kitap Numarası (ISBN) verilerek belirli bir yayımcının yayınladığı bir materyalin kimliğini tanımlamaktır.
ISBN sistemi, yayınlanan her materyale bir tanımlama numarası verir. Bu numara beş grup ve 13 haneden oluşur. Birinci grup 978 EAN kodu olarak ISBN'e eklenmiştir ve ISBN'in bir parçası olmuştur. İkinci grup yayının yapıldığı ülkeyi, üçüncü grup yayımcıyı, dördüncü grup materyale ait sıra numarasını belirler. Beşinci grup da ISBN’ nin doğruluğunun denetimini sağlayan tek haneli bir rakamdır.


http://tr.wikipedia.org/wiki/ISBN

13 Şub 2009

Sports Illustrated Bikinileri

Yaz geliyo, ufaktan yavaştan pikini beğenip bakmaya başlamalı artık... bütün bi kış kum güneş ve tuzlu suyun özlemiyle hayal kurmadıkmıı!! :P

tamam abartmıyorum süper bikini çeşitleri arasından yani yaklaşık 70 bikini arasından beğenbdiğim birkaçtanesi aşağıda favorim ilk sıradaki ve sonraki...









12 Şub 2009

Karanlıkta Kalanlara...

İnternette bir mail dolaşıyor son günlerde. Mail, Discovery Channel'ın “Eşref Armağan” ile ilgili bir belgeseli. “Eşref Armağan” bir ressam ve doğuştan bu yana görmemesine rağmen eserleriyle gözleri gören ressamları bile geride bırakıyor. Maile de yorumlar ekleniyor. ”Nasıl da yapmış! Bakın örnek alın... İnanılmaz bir başarı... İmkansız!“


Hayatta imkansız diye bir şey yoktur... Ancak kişinin imkansızlıkları vardır... İnsan kendi imkanlarını değiştirebilen tek canlıdır. Veya imkanları görmezden gelebilen. İnsanoğlu düşünceyi üretime çevirebilen tek canlıdır. Her şey düşüncede başlar ve davranışa yansır... Düşüncelerde imkanlı olan davranışlarda da imkan bulur...
Edison zihninde, elektriğin ampülden ışık saçacağını görmeseydi, Atatürk istiklali imkansız görseydi neler olurdu bir düşünsenize... Ay’a bile gitti insan sonunda…


İnançlarımızı zihnimizde düşüncelerimizle oluştururuz. Ve inançlarımız sadece bize aittir aslında. Hepimiz kendi algıladıklarımızı, kendi süzgeçlerimizden geçirir, kendi gördüklerimizle, bildiklerimizle kıyaslar, kendi listelerimizle listeleyip geneller ve inançlarımızı oluştururuz. Buna da gerçek deriz. Oysa herkesin süzgeci farklı, herkesin kıyası başka ve herkesin deneyimleri bambaşkadır. Yani herkesin gerçeği farklıdır.


Biri zihninde yaş yetmiş iş bitmiş diye bir gerçek oluştururken, bir diğeri yetmiş yaşında Everest’e tırmanıyor, “Yuichiro Miura” gibi...


Bir gün bir matematik dersinde sınıfın iyi öğrencilerinden birisi uyuklar. Birden zilin sesiyle kendine gelir ve telaşla öğretmeninin tahtaya yazdığı ödevleri defterine geçirir. Ertesi gün utanarak öğretmeninin yanına gider ve;
-“Öğretmenim dün verdiğiniz ödevdeki üç sorudan sadece ikisini çözebildim” der. Öğretmeni;
“Ben size ödev vermedim ki“ dediğinde, çocuk durumu itiraf eder ve yaptığı ödevi öğretmenine gösterir. Öğretmeni şaşkınlık içinde çocuğun ödevini alır inceler ve gözlerine inanamaz. Çünkü öğretmen tahtaya “çözümü imkansız sorular“ diye yazmıştır o soruları. Oysa çocuk uyuduğu için bu cümleyi duymamış, onun zihninde çözülmesi gereken bir ödev olmuştur ve iki soruyu da çözmüştür.


İnsan kendi gerçeğini kendi zihninde oluşturur. Yani kendi sınırlarını kendi çizer. “İmkansız” tanımını da kendisi yapar. Ama dış dünyayı, başkalarını hatta tanrıyı sorumlu tutar... Oysa inançlarını kendi zihninde oluşturduğunu fark etmez bile. Kendi gerçeğini kendi yarattığını... Ve gerçeklerini değiştirebileceğini bilmez çoğu zaman...


İnsanoğlu kendi zihninde yarattığı kendi gerçekliğinde yaşar. Zihnini değiştirdikçe gerçeklerini değiştirir. Zihnini değiştirdikçe hayatı değişir. Çünkü hiçbir davranış zihnin önüne geçemez. Düşüncede ne varsa davranışta da o vardır. “İmkansız” kişinin kendi zihnindeki sınırların tanımıdır.


Asla yapamayacağımıza inanmışsak asla yapamayız. “Hayat zor” dedikçe her şeyi zorlaştırmaya, “Erkekler aldatır” dedikçe paranoyaklaşmaya, “Torpilsiz olmaz” dedikçe işsiz kalmaya, “sevgi yok” dedikçe nefret duymaya, “para kirli” dedikçe fakirleşmeye başlarız. Yaşımızı, cinsiyetimizi, doğduğumuz yeri, bildiğimiz dili, soyadımızı, okulumuzu, fiziksel özelliklerimizi ve daha bir çok şeyi kendi sınırlarımızın dikenli telleri haline getiririz…


Dünyada imkansızı başarmış insanları da masal kahramanı sınıfına koyar, sanki onların doğa üstü yaratıklar olduğunu, bizden üstün olduklarını ya da talih kuşunun başlarının üzerinde yuva kurduğunu düşünürüz. Zihnimizde kendimizi hapsedip, imkansızlık prangalarını kendimiz takarız. Ve her şeyi iki kelimeyle özetlemeye çalışırız. Bizim için “İmkansız” başkaları için “şans” deriz.


Atatürk bir milleti özgürlüğüne kavuştururken yazı tura atmadı. Stephen Hawking, Einstein’dan bu yana dünyaya gelen en parlak teorik fizikçi olarak kabul edildi ve bütün vücudunu hatta sesini bile kullanamazken kitaplarını şans eseri yazmadı.


Davranışlar zihni takip eder. Sadece inanarak bir düşünce gerçeğe, inanmadan da davranışa dönüşmez. Dünyada başarılı olmuş, imkansız sanılanları gerçekleştirmiş insanlar, önce yapabileceklerine inanmışlar daha sonra da bıkmadan usanmadan denemişler ve sonuca ulaşmışlardır. İnançları sayesinde asla vazgeçmemişlerdir. Şanslarına değil kendi becerilerine güvenmişlerdir.

Kendi gücünü kullanamayan, kendi yapabileceklerine inanmayanların ise her zaman şansa ihtiyacı olur ama şansları da hiç yaver gitmez. Kendilerini imkansızlıklar ve şanssızlıklardan oluşmuş küçük zindanlarında mutsuz, umutsuz ve çaresiz yaşamaya mahkum edip “Batsın bu dünya” diyerek arabesk tadında yaşamaya, hatta zaman doldurmaya çalışırlar.


Zihnimiz değişmeden hayatımız değişmez. Düşüncelerimiz değişmeden inançlarımız değişmez. Ve inançlarımız değişmeden davranışlarımız değişmez. Düşeceğimize inandıkça yürüyemeyiz. Boğulacağımıza inandıkça yüzemeyiz. Başaracağımıza inanmadıkça başaramayız. Dış dünyanın kölesi olarak yaşar, kendi prangalarımızı zihnimizde kendimiz takarız.


Zihnimizde özgürleşmeden hayatımızda asla özgürleşemeyiz... Gerçeğimizi değiştirmeden “imkansız”ı gerçekleştiremeyiz.
Kendi şansımızı yaratamayız…

Şansınız bol olsun...


kaynak: mezun.com

6 Şub 2009

Valentine's Day



Sevgililer Günü'nün başlangıcı Roma İmparatorluğu zamanına uzanır. Eski Roma'da 14 Şubat günü Roma tanrı ve tanrıçalarının kraliçesi olan Juno'yu şereflendirmek için tatil yapılırdı. Roma halkı aynı zamanda Juno'yu kadınlığın ve evliliğin tanrıçası olarak bilirdi. Takip eden 15 Şubat gününde ise "Lupercalia" Bayramı başlıyordu.

Roma İmparatorluğu'nda genç kızlar ile erkeklerin yaşamları çok katı kurallarla birbirinden ayrılmıştı. Lupercalia Bayramı gençler için çok büyük önem taşıyordu çünkü sadece bu bayramda birlikte olma şansı elde edebiliyorlardı. Lupercalia Bayramı'nın arifesinde kızlar isimlerini bir kağıda yazıp kavonoza koyuyor ve her genç adam da kavonozdan bir kızın ismini çekerek bütün festival boyunca seçtiği kıza eş olabiliyordu. Bu birliktelikler bazen aşka dönüşebiliyor ve evlilikle sonuçlanabiliyordu.

İmparator II. Claudius hükümdarlığında Roma çok zalimce yönetiliyordu ve birçok kanlı olaya sahne olmaktaydı. Bu nedenle İmparator Claudius, ordusuna asker bulmakta zorlanıyordu. Ona göre bu durumun tek sebebi Romalı erkeklerin aşklarını veya ailelerini bırakmak istememeleriydi. Sonuç olarak Claudius Roma'daki tüm nişan ve evlilikleri kaldırdı. Aziz Valentine ise Claudius hükümdarlığı sırasında Roma'da yaşayan bir papazdı. Aziz Valentine ve Aziz Marius, Claudius'un bu yasağına rağmen kilisede gizlice çiftleri evlendirmeye devam ettiler.

Daha sonra Aziz Valentine'ın bu yaptığı İmparator tarafından öğrenildi ve aziz tutuklanarak ölüm cezasına çarptırıldı. 14 Şubat 270 yılında idam edilerek şehitliğe gömüldü. Aziz Valentine'nin ölümünden sonra ve Roma'da Hıristiyanlık dininin yaygınlaşması ile rahipler 15 Şubat'taki Lupercalia Bayramını 14 Şubat'a alarak adını "Valentine's Day" olarak değiştirdiler.

Yıllar geçtikçe 14 Şubat sevgililerin birbirlerine aşk mesajları yolladıkları ve Aziz Valentine'nin de bütün sevenlerin koruyucu azizi haline gelip böyle anılmaya başlandığı bir gün oldu.

Amerika'da Esther Howland'ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasından bu yana bu gün toplumsal bir olay haline geldi ve bu olayın ticari yönü çok gelişti.

14 Şubat'ta En Çok Verilen Hediyeler

Çiçek. Sevgilinize Mezun Store'dan güzel bir çiçek yollayabilirsiniz.

DVD. Sevgilinize en sevdiği filmi ya da filmleri hediye ederek DVD koleksiyonunu zenginleştirebilirsiniz.

Cep telefonu. Sevgilinizle istediğiniz her an konuşmak istemez misiniz? Ya resminizi her an yanında taşımasını? Bu sene cep telefonları en çok rağbet gören hediyeler arasında yer alıyor.

Giyim. İndirimlerden faydalanarak sevgilinize beğeneceği bir giyim eşyası satın alabilirsiniz.

Parfüm. Sevgilinizin yanınızda misler gibi kokması için onu bir parfüm satın alarak sevindirebilirsiniz.

Mektup. İster almış olduğunuz bir hediyenin yanına iliştirin ister ona hediye olarak sadece mektup verin. Her ikisi de çok değerli hediyeler sayılacaktır. Hele bir de mektubunuzu yazdığınız aşk şiirleri ve güzel sözlerle donatırsanız!

Resim. Özellikle içinde hem sizin hem de sevgilinizin fotoğrafı olan güzel bir çerçeve çok anlamlı bir hediye olacaktır.

CD, kaset, kitap. Sevgilinizin sevdiği bir kitap, dinlemekten zevk alacağı CD veya kasetler hala revaçta.

Tatil. Sevgilinize ve kendinize güzel bir hafta sonu tatili hediye edebilir, hem kendinizi hem de onu mutlu edebilirsiniz.

Romantik bir akşam yemeği. Sevgililer gününe özel olarak planlanmış romantik bir akşam yemeği her zaman en ideal hediyelerden biri olarak kabul ediliyor.


valentine's day hearts

Türkiye Kyoto'yu İmzaladı!

2004 yılında BMİDÇS'ye taraf olan ancak uzun süre Kyoto Protokolü'nü imzalamayan Türkiye 30 Mayıs 2008'de Protokolü imzalayacağını resmen açıklamıştı ve sonunda
Türkiye’nin, Kyoto Protokolü ile ilgili Kanunu TBMM'den büyük bir çoğunlukla geçti!

Evet ünlem işaretleri kullanıyorum çünkü yıllardır beklediğimiz bir çevre protokolüne adım attık ve taraf olduk ve artık çevreci bir ülkeyiz denebilir... =)

Kyoto Protokolündeki amaç, “atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun, iklime tehlikeli etki yapmayacak seviyelerde dengede kalmasını sağlamak”tır.

Bir arkadaşımın gönderdiği bir mailde şöyle diyordu;
Dünya nüfusunu, mevcut halkların nispetlerini muhafaza ederek, 100 kişilik bir köy kadar küçültebilseydik bu köy şöyle olurdu:

57 Asyalı
21 Avrupalı
14 Amerikalı (Kuzey,Orta,Güney)
ve 8 Afrikalı
Bunlarin 52'si kadın 48'i erkek olacaktı.
30 beyaz, 70 renkli
30 Hristiyan, 70 diğer dinlerden,
89 heteroseksüel, 11 homoseksüel
6 kisi bütün servetin % 59'una sahip olacaktı ve bunların hepsi ABD kökenli olacaktı.

20 kişi iyi evlerde yasayacaktı, 30 kişi okuma-yazma bilecekti.
1'i ölmek üzere , 1'i de doğmak üzere olacaktı.

1 kişi bilgisayar sahibi, 1 kişi de (evet, sadece 1 kisi) üniversite mezunu olacaktı.


Bu yazıyı şu nedenle alıntı yaptım, dünya üzerindeki Amerika dışındaki bütün devletler Kyoto yu kabul etse çevrecilerin ağa babaları olsa da ABD bu konuda parmağını oynatmadıkça çevresel ve kimyasal sorunlara kalıcı çözümler bulmak imkansız. Dünyanın serseri sokak ağabeyisinin babası olan ABD 'nin yani dünyayı yiyip bitiren Amerika'nın asıl bu konuyu gündeme getirmesi gerekiyor.

Obama'dan umutluyuz bakalım daha neler göreceğiz...

Ama bütün her şeye rağmen Türkiye'nin bu protokolü imzalaması ve bu konuya önem verdiğini göstermesi ülkem adına çok gurur verici ve sevindirici bir olay.. Aslında atlar üstünde çadırlarda çayır çimenle içiçe yaşamış bir milletin torunları olarak bu konuya hassasiyet göstermemiz çok şaşılacak bir durum olmasa gerek tek hata 7'den beri beklememiz oldu ama okadarı kadı kızında da olur canım=)



Kyoto:



View Larger Map

Kyoto Protocol:

Kyoto Protokolü, küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadeleyi sağlamaya yönelik uluslararası tek çerçeve. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi içinde imzalanmıştır. Bu protokolü imzalayan ülkeler, karbon dioksit ve sera etkisine neden olan diğer beş gazın salınımını azaltmaya veya bunu yapamıyorlarsa salınım ticareti yoluyla haklarını arttırmaya söz vermişlerdir.

Protokol, ülkelerin atmosfere saldıkları karbon miktarını 1990 yılındaki düzeylere düşürmelerini gerekli kılmaktadır. 1997'de imzalanan protokol, 2005'te yürürlüğe girebilmiştir. Çünkü, protokolün yürürlüğe girebilmesi için, onaylayan ülkelerin 1990'daki emisyonlarının (atmosfere saldıkları karbon miktarının) yeryüzündeki toplam emisyonun %55'ini bulması gerekmekteydi ve bu orana ancak 8 yılın sonunda Rusya'nın katılımıyla ulaşılabilmiştir.

Wikipedia

5 Şub 2009

''2009'da Kendi Evinize Taşının''

Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere 46 ilde yapımını tamamladığı 19 bin 307 konut ile 333 işyerini satışa çıkardı.

TOKİ'den yapılan yazılı açıklamada, ''2009'da Kendi Evinize Taşının'' kampanyası başlatan Toplu Konut İdaresi Başkanlığının çekilişsiz kurasız, başvuru önceliğine göre ev sahibi olmak isteyenler için uygun ödeme koşullarındaki konutları satışa sunduğu kaydedildi.

Kampanya kapsamında satın almak istediği evin yüzde 10'unu peşinat olarak yatıran vatandaşlar 120 ay taksitle ev sahibi olacak. Satış sonrası vatandaşın aldığı evin taksitlerini rahatlıkla ödemesi için fiyatlara faiz uygulamayan TOKİ, Toptan Eşya Fiyat Endeksi (TEFE), Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ve memur maaş artışından en düşük olanı dikkate alarak fiyat artışı yapacak.

Son 6 yılda 250 bin aileyi sıcak bir yuvaya kavuşturan TOKİ, çevre düzenlemesi, okulu, camisi, sağlık ocağı, parkları ve oyun alanları bulunan 19 bin 307 konutu uygu şartlarda satışa çıkardı. Söz konusu kampanya çerçevesinde TOKİ'nin İstanbul-Halkalı, Ankara-Yenimahalle, Mamak, Turkuaz Vadisi, Elmadağ, Ayaş, Güdül, Polatlı ile İzmir Buca, Uzundere, Tire ve Torbalı konutlarıyla birlikte Adana, Adapazarı, Afyonkarahisar, Ağrı, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bartın, Bitlis, Bolu, Bursa, Çanakkale, Çorum, Diyarbakır, Düzce, Edirne, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, Isparta, Kahramanmaraş, Karabük, Karaman, Kayseri, Kırıkkale, Kilis, Konya Kütahya, Manisa, Mardin, Mersin, Niğde, Ordu, Osmaniye, Samsun, Siirt, Sivas, Şanlıurfa, Trabzon, Uşak ve Yalova'da yaptırdığı konutlardan almak isteyenler, yetkili banka şubeleri ve belediyelere başvurabilecekler.

BURSA, KARAMAN VE UŞAK'TA ALT GELİR GRUBU KONUTLARI SATIŞA ÇIKIYOR

Alt gelir grubu için üretilen Bursa-Orhangazi konutlarında başvurular 4-24 Şubat tarihleri arasında, Orhangazi Belediyesine yapılacak. Orhangazi konutları için 3 Mart 2009'da kura çekilecek. Karaman-Kurbağı konutlarından almak isteyenler 18 Şubat'a kadar Karaman Belediyesine başvuru yapabilecek. Kurbağı konutları için 6 Mart'ta kura çekilecek. Uşak-Merkez konutları için ise Uşak Belediyesine yapılacak başvurular 24 Şubat'ta sona erecek. Uşak konutları için ise 16 Mart'ta kura çekilecek. Diğer illerde ise satışlar Ziraat ve Halk bankaları aracılığıyla devam ediyor.

Satılacak konutların fiyatları, konumu, iç ve dış görünümü ve taksitleri hakkında detaylı bilgi edinmek isteyenler, TOKİ'nin www.toki.gov.tr internet adresinden ya da (0 312) 565 20 65 numaralı telefonundan doğrudan bilgi alabilecekler.

Up to 75% Off