30 Mar 2009

Kadın Alışveriş Yapıyorsa Bir Nedeni Var!



İngiliz bilim insanlarına göre kadınlar adet döneminden 10 gün önce alışveriş isteklerini engelleyemiyor


Psikologlar, kadınların belli dönemlerde hiç giymeyeceklerini bildikleri kıyafetleri bile satın almaktan kendilerini alıkoyamamalarının ardında bilimsel gerekçe bulunduğunu, bu çılgın alışveriş eğiliminin kadının adet takvimiyle yakından ilişkisi olduğunu açıkladı.
Yapılan çalışma, kadınların "luteal dönem" adı verilen, adet görmelerine 10 gün kala başlayan dönemde harcama isteklerine gem vuramadıklarını gösterdi.
Hertfordshire Üniversitesi mensubu bilim adamları, kadının aşırı alışveriş yapmasının ardında, vücudundaki hormonal değişimle başa çıkma isteğinin bulunuyor olabileceğini bildirdi. "Pre-menstrual sendrom" adı verilen, aşırı sinir ve duygusallıkla ortaya çıkan bu rahatsızlık her 10 kadından 9’u tarafından her ay yaşanıyor.
18-50 yaş grubundaki 443 kadın üzerinde yapılan araştırmanın sonuçlarını açıklayan Prof. Karen Pine, "Kadının harcama isteği adeti geciktikçe artıyor" dedi.
Pine, gereksiz alışveriş yapıp mali durumunun bozulmasından korkan kadınların adet olmadan 10 gün önce başlayan dönemde çarşıya çıkmamaları gerektiği uyarısında da bulundu.

Biri Sörf mü Dedi?

Birçok kişi Sörf yapmak istiyor fakat nerede sörf yapılır, Sörf nasıl yapılır gibi bilgiler olmadığından çoğu kişi başlamadan bu konuyu kapatıyor. Sörf Yapmak isteyenler için detaylı bilgileri buradan okuyabilirsiniz.



Birçok kişi için “ekstrem spor”, birçok kişi için de “insanı kendine getiren” bir aktivite. Bazıları için bir hayat biçimi. Avustralyalı sörfçü Nat Young, sörfü bir dine çevirmeye çalışmış ama takipçi bulamamış. Kaliforniya’da bazı kiliseler, pazar sabahı ayinlerini plajda yapıp ayini sörfle sonlandırırmış. Dünyada bir sürü “Sörf Filmleri Festivali” düzenlenir, ayrıca da Los Angeles’ta sörf yapmayana kız vermezlermiş!

Kıyafetler, okullar, aletlerle milyar dolarlık bir aktivite. Seyretmesi güzel mi güzel. Televizyon dizileri de bu popülerliğe katkıda bulunuyor.

Bakıyorum 60’lık teyzeler gayet güzel sörf yapıyor, 70’lik amcalar tahtanın üzerinde “rüzgarın oğlu” kıvamında rahat.Ben deniyorum deniyorum, olmuyor!

Suadiye: İstanbul’un göbeğinde sörf
Suadiye Sörf Okulu’nun 110 tane board’u, 120 tane de yelkeni var. Denizin temizliği Hıfzısıhha Enstitüsü tarafından belgelenmiş. Ayrıca isterseniz kendi ekipmanlarınızı kullanıp orada da bırakabiliyorsunuz.

İstanbul’un göbeğinde sörf yapmak çok keyifli olsa gerek. Rüzgarımız fena değildir hani; Boğaz’ı da hiçbir denize değişmem. Bir de geçenlerde Suadiye Sörf Okulu’nun sahibi ve ailesiyle tanıştım, son derece mütevazı ve hoş insanlardı. “Başlarsam, burada başlarım” diye bir kenara not ettim.

Detaylı bilgi için: www.suadiyewindsurfclub.com

Tartışmasız cennet: Alaçatı (İzmir Çeşme)

Düşünün, 500 metre genişliğinde, 1 kilometre uzunluğunda bir sahil; deniz 700 metre uzağa kadar sığ. Rüzgar kuvvetli ancak deniz düz. Yani bir sörf cenneti; yani Alaçatı.
Piri Reis Alaçatı’yı anlatırken “Burada deniz yufkadır” demiş. Kuvvetli rüzgar ve dalgasız deniz, sörfçülerin en çok tercih ettikleri özellikler. Bu yüzden birçok turnuva düzenleniyor, Alaçatı birçok şampiyonu ağırlıyor.

Ayrıca, İzmir Havaalanı’na sadece bir saat mesafede. Alaçatı’nın güzelliği ve görece az bozulmuşluğunu da düşünürsek, yöre bu konuda tartışmasız birinci. Çok okul var ama Arkın’ın okulu ASPC, son derece iyi işletiliyor. Ekip çok genç ama deneyimli. Arkın en az 10 saat ders almanın şart olduğunu söylüyor.

Detaylı bilgi için: alacati.de


Bodrum: Her koyda başka okul

Bodrum’da ne kadar çok sayıda sörf okulu var, şaşarsınız. Bütün koylarda ve büyük tatil köylerinin içinde sörf okulu var. Yalıçiftlik’te, Club Med’in okulunu çok sevdim. Gerçekten yaşlı başlı adamlar da rüzgarla uçuyordu adeta! Bir de Bitez’de, Aktur’un içindeki su sporları okulu çok iyi. Eğiticiler son derece profesyonel. Sörfü yapan yelkeni de deniyor; sonrasında başka türlü bir teknikle sörf yapmaya başlıyor; bir başlayan yıllarca devam ediyor.

Detaylı bilgi için: baddogsurf.com

İzmir’in bakir koyu: Teos-Seferihisar

Teos’taki Akkum Plajı’nda her seviyede eğitim almak mümkün. İhtiyaç varsa malzeme tedariki de yapıyorlar. Okulu görmedim ama dört yıldızlı bir tesis içindeymiş. Rüzgar durumu çoğunlukla uygun. Seferihisar, Sığacık-Teos; ilk kez bu yıl ziyaret ettiğim olağanüstü yerler. Hâlâ az keşfedilmiş.

Datça: Sörfçülerin yeni gözdesi

Datça’da rüzgar bazen o denli şiddetli esiyor ki, denize çıkmanın imkanı olmuyor. Geçtiğimiz günlerde Datça’da düzenlenen Sörf Şampiyonası’nın birinci ayağı, şiddetli rüzgar yüzünden tam altı saat geç başladı.

Datça’da rüzgar haziran ayında “8” şiddetine ulaşıyor. Yaz boyunca da 6-7-8 şiddetleriyle seyrediyor. Rüzgar genelde 11.00 civarında başlıyor, akşam saatlerine kadar devam ediyor. Ayrıca sörf yapmadığınız zamanlarda, şehirde de vakit geçirebilirsiniz. Özellikle Eski Datça çok güzel. Datça civarı da keşfe değer.

Detaylı bilgi için windsurfing-datca.de adresine bakabilirsiniz.

Şarköy: Tüm Trakya bölgesine hizmet veriyor

Şarköy’ün İstanbul’a uzaklığı 206 km. Şarapçılık yapılıyor ve bu özelliğiyle de tüm Türkiye’de tanınıyor. Şarköy’deki sörf okulu, tüm Trakya bölgesine hizmet veriyor. Okulun sitesinde “hafta içi malzeme sıkıntınız olmaz” yazıyor. Okul, nisan-kasım ayları arasında açık.Ayrıca, bir küçük bilgi daha, yukarıdaki Uçmakdere köyünde yamaç paraşütü yapmak mümkün. Yalnız henüz tesis yok; kendi malzemeleriniz varsa…

Okulla ilgili detaylı bilgi: surfsarkoy.com

kaynak: parcapizza.com

28 Mar 2009

Kalbi camdan yaraları camdan kabuğu buzdan sevgilim...

Erkekler birtürlü kadınları çözemiyor, iyi de biz de onları çözemiyoruz ki...
Bir çözümsüzlüktür almış başını gidiyor.

Tamam bu sefer çözdüm derken bir bakıyosun önüne kocaman ve öncekinden daha büyük bir düğüm çıkıyor...

- Bak kötü niyetli olmadığını biliyorum ama bu şekilde beni daha çıkmaza sokuyorsun geriye götürüyorsun
_ .......
- Seni anlamaya çalışıyorum elimden geldiğince seni kıracak bişrşey yapmaktan çekiniyorum
_ ......
- Beni haklı bulmuyor musun?
_ .......
- Yani bir de bu şekilde düşünmek lazım dimi?
_ ......
- Sen sustukça biz sorunlarımızı çözemeyiz
_ ......
- Bir şey söylemeyecek misin?
_ Hangi konuda?

Onun beni çözemediği gibi ben de onu çözemedim daha.

Muhteşem bi tesadüf sonucunda tanıştık biz. Öyle bir tesadüf ki evlenmeye karar verdik maşallah! Sanırım dinip durulamadığımız, sus-pus olmadığımız için heyecanlı şekilde devam ediyoruz ilişkimize ve bu ilişkiden hiç sıkılmadık! Zaten birbirine tamamen zıt iki kişinin ilişkisinden de bu beklenirdi sanırım. Musiki seven hayatı sade yaşamayı isteyen bir adamla, nerede kaçıklık var kendini içinde bulan bikadın!

Biri kalk gidelim diyor diğeri bok yeme otur diyor!


Bazen sade davranmaya çalışıyorum normal insanlar gibi anlayamadığım zamanlarda evet doğru diyorum boşver geç diyorum. Diyorum, geçiyorum.

Ancak "he he" de biyere kadar. Sonra şeytan dürtüyor: Sinirlerim tepemde voltranı oluşturmak üzere toplaşıyor ve... "-Ya bir dakika sen şimdi bana neden böyle bir şey söyledin" sorusuyla başlıyor kafamdaki sorular/sinirler depreşmeye.

Bazen bir günümüzü bazen günlerimizi harcıyoruz bu şekilde başlayan ve hafifte olsa kırıcı şekilde devam eden tartışmalar sonucunda...

İlişkiler ortak bir dilde gelişiyor.
Bana “Esra” derse anlıyorum ki kızmış bana ve arkasından sevimsiz bir şey gelecek...

Hemen hazırlık yapıyorum. “Aşkım derse güllük gülistanlık ortalık koyver gitsin tadını çıkar,
Bana kızdığı zamanlarda (bir aralar çok yoğundu bu işlem:) İzmir'in Kavakları'nı söyletiyordu. En berbatı bu olsa gerek.

Erkek ve kadın olarak anlaşsak çok keyifsiz olacaktı belki de ortalık!

Son olarak bir şey demem gerekir herhalde ama bulamıyorum. Kendinize tamamen zıt adamlarla birlikte olun, onlarla bir ömür boyu didişin, hayatınız boyunca “Aynı fikirdeyim hayatım” demekten daha zevkli olacağı kesin.

13 Mar 2009

Aldatmak...

Uluslararası ölçekte bir kadin arastirmasi yapan sosyolog, dünyanin çesitli ülkelerinde kadinlara bir soru sormus.

Kocanizi baska bir kadinla yakalarsaniz ne yaparsiniz???

Soruya ülkelere göre verilen yanitlar ise söyle olmus:

Isveçli : Neyimi begenmedigini sorarim.
Rus : Evi terk ederim.
Fransiz : Sesimi çikarmam, sevgilime gider beni teselli etmesini isterim.
Italyan : Kadini vururum.
Ispanyol: Kocami vururum.
Yunan : Her ikisini de vururum.
Türk : Benim kocam yapmaz!

11 Mar 2009

ABD'ye yakın Tanrı'ya uzak ülke: Meksika



Kocaman bir hasır şapkanın gölgesinde, eller göbekte uyuklayan ‘siesta’cılar, sokak pazarlarında satılan kurtlu tekilalar... ‘ABD’ye yakın, Tanrı’ya uzak ülke’ Meksika’nın aklınıza ilk düşen görüntüleri bunlar mı? Kabul ediyorum; ev sahibimizin dediği gibi ‘At üstünde gezen hasır şapkalı yerliler’ değilse de, siesta kareleri ve kurtlu şişeler benim de Meksika başlığı altında bir dolu başka şeyle biriktirdiğim imgelerdi. Sonra ne mi oldu? Birer günlük uçak yolculuklarının arasına tost edilmiş üç günlük Meksika seyahati esnasında, cebimdeki klişeleri boşaltıp, şubat ortasında 30 dereceye yaklaşan havayı ve ülkenin en ‘Meksikalı’ eyaletini koklamaya başladım.


En Meksikalı; çünkü mariachi müziğinin de, namlı içki tekilanın da, her köşe başında bağımsızlığı anımsatan anıtların da mekânı burası. J harflerini İspanyolca’nın gırtlaktan gelen ‘h’siyle telaffuz edelim: Guadalajara... Jalisco eyaletinin başkenti, Mexico City’den sonraki ikinci büyüğü. Tam 466 yaşında. Burası, tuzlayıp limonlayıp arka arkaya shot’lanan tekilanın anavatanı.
Küçük bir gazeteci grubu olarak merakımızı ve yazlıklarımızı sırtlanıp yollara düşmemizin vesilesi, Olmeca Tekila’nın ‘Tekila nedir, ne değildir’ başlığıyla özetlenebilecek canlı sunumu. Peşine eklenen Guadalajara ve Puerto Vallarta keşifleri, çakırkeyifliğin ardından gelecek soluklanmalar...

Jalisco eyaleti mavi, dikenli, uzun yaprakları ve büyük bir ananası andıran gövdesiyle tekilanın özünü oluşturan agav bitkisinin dünyada yetiştiği tek iklim ve toprağa sahip. Guadalajara’nın dışına ilerledikçe, alabildiğine uzanan agav tarlaları, dünyanın tekila ihtiyacını karşılıyor.



Aztekler’in 2 bin yıl önce, yapraklarını çıkarıp içinde bir delik açarak ürettikleri ve ‘Büyük Maya Tanrısı’ Olmeca’ya adadıkları içki, 1600’lü yıllarda buraya ayak basan İspanyolların ‘sert içki’ ihtiyacını karşılamamış. İspanyollar da çareyi, istila ettikleri toprakların yerlilerine ‘damıtma tekniklerini’ öğretmekte bulmuş. Tekila, 1862’den beri damıtılarak pazara sunuluyor.
Kurt efsanesine gelince; ev sahibimiz, Olmeca Tekila Uluslararası Marka Eğitim Müdürü Alberto Navarro, hikâyenin aslının ‘mezcal’e dayandığını anlatıyor: “Mezcal, yine mavi agav bitkisi kullanılarak ama farklı bitkilerin de eklenmesiyle yapılan ve içinde kimi zaman (her zaman değil!) kurtçuk bulunabilen, tekiladan farklı bir içki.”


Tekila, nüfusu 25 yıl önce 1 milyonken şimdilerde 8 milyonu bulmuş Guadalajara’nın ekonomisinin temel ayaklarından. Havaalanının çıkışında üç dev tekila şişesi karşılıyor ziyaretçiyi, bir de ‘Meksika’nın Silikon Vadisi’ yazısı. Yoksulluk ve refah, dış çeperdeki tek katlı evler ve merkezdeki çok katlılar, meydanda birkaç peso karşılığında bir şeyler satmaya çalışan çocuklar, paçayı kurtarmak hevesiyle kuzey sınırını aşmak için şansını zorlayanlar ve çokuluslu şirketlerde dolgun maaşlarla rahat edenler. Hızlı bir endüstrileşme evresi geçiren tüm ‘büyük’ler gibi, Guadalajara da...

Guadalajara, Türkçe mealiyle ‘Kayaların arasındaki nehir’, merkezinde ‘Minerva’ adlı çeşmeyle karşılıyor ziyaretçilerini. Yunan tanrıçası Minerva, burada ‘şehrin koruyucusu’na dönüşmüş. Çevredeki çiçekler, her gece tarihi gösterecek şekilde değiştiriliyor. Rehberimizin ‘süpersonik’ turunun Hükümet Sarayı ayağında ülkenin en önemli üç ressamından José Clemente Orozco’nun üç taraflı duvar resminin önünde çakılıyoruz. Ortaya bağımsızlık savaşının ateşini yakan Katolik rahip Miguel Hidalgo y Costilla’yı resmeden Orozco, sol tarafı monarşi ve kiliseye ayırmış. 1936-1937’de tamamladığı resmin sağ duvarı, savaş öncesi dünyanın vaziyetini tiye alıyor. Dönemin ve öncesinin tüm aktörleri toplanmış; Marx, Stalin, Roosevelt, Hitler, Mussolini...

Kentin en mühim bölgelerinden biri Tlaquepaque. Tek seferde söylemeyi becerebilince keyifli bir tını veren bu kelime, kille çalışılırken çıkan sesi anlatıyor. Pazar alanı rengârenk kıyafetlere bürünmüş kadın, erkek ve çocukların elinden satışa çıkan el dokuması, boncuk işleri, heykeller ve kil objelerle dolup taşıyor.

Guadalajara’dan ufak bir uçakla uzaklaşıp indiğimiz Puerto Vallarta’da dev dalgalarıyla okyanus karşılıyor bizi. 1964’te John Huston burada Elizabeth Taylor ve Richard Burton’lı ‘İguana Gecesi’ni çekince, üstüne iki oyuncu burada ateşli bir aşk yaşayınca, dikkatler Puerto Vallarta’ya yönelmiş. Sahildeki bronz heykellerin ihtişamı bir yana, göğe uzanan oteller ve inşaatlar, ‘Türkiye’ye yaklaştık galiba’ algısını yaratmıyor değil...

Okyanusun tadına bakmadan önce, ‘Tipik bir Batı Meksika köylüsü nasıl yaşar?’ temalı gezide buluyoruz kendimizi. Roberto Benigni’nin Meksika’daki ağabeyi olduğunu tahmin ettiğim tur operatörümüz Juan’dan cipleri teslim alıp dağ yollarına vuruyoruz.

Köylerdeki çocuklar, beş sınıf bir arada eğitim gördükleri (Tanıdık değil mi?) okullarına, meyve bahçelerine, bayıra karşı tortilla pişiren annelerinin yanına uğrayan meraklı bakışları yadırgamıyor. Anne sütünü artırmaktan kokteyllere lezzet vermeye pek çok faydası olan bitki ve meyvelerin canlı sunumunu da dinledinizse, sıra safarinin tozunu dalgaların arasına bırakmada.

Şansınız varsa, mevsimlerden de kış ya da baharsa ufukta balina sürülerine rastlamak olası. Gece çökünce ufaktan Marmaris ya da Bodrum tadı hissederseniz kafanızı, yüzünü suya dönmüş heykellere çevirin. Yüksek müzik, tekilaya boğulmuş turistler, banklarda sohbet eden yerli delikanlılardan geçen tanıdık hissi bir kenara bırakıp gerçekten uzaklarda olduğunuzu fark edeceksiniz.

6 Mar 2009

Gördüğüm en yetenekli eller

Efendim geçtiğimiz hafta saçlarımı kestirdim. Bi metreyi bula saçlarımı kestirmeye giderken tedirginliğim de almış başını gidiyordu. Neyse zar zor sevgili nişanlımın bir arkadaşının çalıştığı kuaföre gittik, selamlaştık oturduk model beğendik.. derken. kesim başladı...

Şimdi elimde görseller saç modelim kesildikten sonra ve önceki hallerinini fotoğrafı olmadığından çok ballandırarak anlatmak istemiyorum aslında çünkü gitmek isteyeceksiniz eminim...

Kısacaa şu kadarını söyliim uzunsaçlarıma aşık olmama rağmen bu kadar güzel kesim yapan, şekil veren, saçları keserken sağlıklarına kavuşturan yani bir kuaförden bekleyebileceğiniz şeylerin üstünde bir şekilde saçlarınıza sizden çok önem veren biriydi...

Adres vereceğim ancak, benim referansımla gittiğinizi söylemezseniz küserim:)

Kuaförün adresini vermek le birlikte asıl maharetli ellerin ismini vermek isterim... Kuaför atatürk cad. San kuaför anadolu yakası. Ramazan Bey'in ellerine bırakın saçlarınızı pişman olmucaksınız :D

yeni sloganım da bu:P

İşte dekorasyonda yapılan 9 hata!

Evinizin istediğiniz gibi olmasını engelleyen, dekorasyonda en çok yapılan hataları biliyor musunuz? Evinizi kurarken yaptığınız bazı hatalar, istediğiniz sonucu almanızı engeller. İşte evinize her baktığınızda bir şeylerin eksik olduğunu hissettiren 9 hata!

1) Plan yapmamak

Evinizi dekora edeceksenz, hangi eşyayı nereye koyacağınızı ya da hangi eşyalara ihtiyacınız olacağını mutlaka bir liste halinde yazın. Evinizin kaba taslak bir planını çizerseniz elinizdeki eşyaları nerelere koyacağınızı bilirisiniz. Bu size hem çok vakit kazandıracak, hem de eksikleriniz olmasını engelleyecektir.

2) Aydınlatma hataları

Pek çok kişi evini dekora ederken aydınlatmayı pek fazla önemsemez. Fakat aydınlatma en önemli öğrelerden biridir. Aydınlatma yaparken dikkat etmeniz gerek ilk şey, görüş probleni yaratmayacak şekilde ve yeterli aydınlatma sağlamaktır.

İkinci adımda ise okuma yaptığınız ya da çalıştığınız alanların ekstra aydınlatması var. Kitap okuduğunuz veya elişi yaptığınız alanda daha fazla ışığa ihtiyaç duyarsınız.Son adım ise vurgulamak istediğiniz alanları küçük spotlar yardımıyla aydınlatmaktır.

3) Işık ve renk uyumsuzluğu

Renkleri gösteren boya katologlarına baktığınızda, eviniz için en uygun rengi bulduğunuzu düşünebilirsiniz, fakat renk seçiminde evinizin aldığı ışığı da düşünmelisiniz.

Örneğin eviniz kuzey ya da doğu yönündeyse, az ışık alır ve soğuk renkler evinize donuk bir hava verir, bu yüzden sıcak renkleri tercih edin. Aynı şekilde batı ve güney yönlerinde de sıcak renkler çok baskın görüneceğinden soğuk renkleri tercih edebilirsiniz.

4) Odanın ne amaçla kullanılacağını hesaba katmamak

Evinizi döşerken hangi odayı ne amaçla kullanacağınızı göz önünde bulundurun. Örneğin; çocuk odası olarak kullanacağınız bir dodayı koyu ve cansız renklerde döşerseniz, odaya yanlış bir ruh hali katarsınız.

Ya da salonunuzu kırmızı ağırlıklı döşerseniz, çok agresif bir etki yaratabilirsiniz. Odalarınızı boyarken ve içini eşyayla doldururken, renk uyumlarına dikkat etmelisiniz.

5) Oranlara dikkat edin

Ev döşerken amatör kişilerin karşılaştığı en büyük sorunlardan biri de oranları doğru hesaplayamama… Küçük bir yemek odanız varsa, çok beğenerek aldığınız kocaman bir yemek masası, odanızı küçücük gösterecektir.

Ya da çok beğendiğiniz bir şömine tasarımı, yüksek tavanlı evinizde kaybolup gidebilir. Ya da küçük evinizde kullandığınız büyük desenler algıda sorunlar yaratabilir. Geniş odalarda ise geniş desenler kullanmanın sakıncası yoktur.

6) Çok fazla tarzı karıştırmak

Şu sıralar birden fazla dekorasyon tarzını kullanmak çok popüler, doğru kullanıldığında da oldukça şık ve ferahlatıcı görünür. Fakat bunu yaparken karmaşaya düşerseniz, eviniz çok dağınık ve düzensiz görünecektrir.

Minimal döşenmiş salonunuza, klasik bir kitaplık koyablirisiniz, fakar hem klasik, hem minimal, hem endüstriyel ve başka tarzları bir arda kullanmaya kalkarsanız evinizde kargaşaya neden olursunuz. Doğru dengeyi sağlamak evinizi sil baştan kurmak değil, aksine elinizde var olanlara yeni fonksiyonlar kazandırmaktır.

7) Ses dağılımını göz önünde bulundurmamak

Evinizdeki sert köşeler ve derin noktalar ortamın akustiğini olumsuz yönde etkiler. Bu yüzden usta dekoratörler bu tarz noktaları genelikle yumuşak aksesuarlarla ya da oval eşyalarla kapatmaya çalışır.

Siz bunun aksine bu noktalrı açıkta bırakırsanız, evinizde yankılanmalara yol açabilirsiniz. Eviniz küçükse bu çok sorun olmayacaktır fakat büyük evlerde hemen dikkat çeker.

8) Renk karmaşası

Artık evlerde bir çok renk birarada kullanılabiliyor. Özellikle pastel renklerin moda olması dolayısıyla neyi neyle uydursam derdi kayboldu. Fakat pastel renklerin çok fazla kulalnımında evinizde donuk bir hava oluşması gibi bir tehlike söz konusu.

Bu yüzden evinizi pastel renklerle döşediğinizde, mutlaka canlı renklerden oluşturulmuş birkaç ayrıntı kullanın. Bu ayrıntılar evinizin canlılığını arttıracak ve donuk olma riskini ortadan kaldıracaktır.

9) Küçük detayları atlama

Bir mekanda kullanılan renkler ve detaylar ne kadar güzel olursa olsun, evi tamamlayan unsurlar, mimari ayrıntılardır. Yani kapı kollarından lamba anahtarlarına kadar her ayrıntıya dikkat etmeniz gerekiyor.

Son aşamaya geldiğinizde elinizde neler olduğunu tek tek kontrol edin ve evinizi bireysel değil bütünsellik içinde tamamlayın. Küçük ayrıntılar da olda üzerinde durduğunuz unsurlar, evin içindeki uyumu yakalamak için önemli anahtarlardır. Bu yaklaşımdaki parola ise evinizde sadelik ve uyumu her zaman korumaktır.

Kariyer değişiklinde 10 kusurlu hareket

Bunları okumadan sakın kariyer değiştirmeyin. Zira geri dönüşü zor bir yola çoktan girmiş olabilirsiniz. İşte kariyer değiştirirken yapılan ölümcül hatalar

Bir işte hatta bir şirkette başlayıp 10 yıl –20 yıl orada kalmak babalarımızın, dedelerimizin tarzıydı, artık bunun modası geçti. Batıda insanlar hayatları boyunca en az beş ya da altı kez kariyer değişikliği yapıyor. Bu akım Türkiye’ye de sıçradı. Gençler arasında yapılan araştırmalar, pek çok kişinin b.u eğilimde olduğunu ortaya koyuyor.


Tüm hayatımızı baştan sona etkileyecek bu kararı verirken temel çıkış noktası bunu gerçekten istemekten geçiyor. Peki diyelim ki kararınız karar. Beklentileriniz doğrultusunda sizi yönlendirecek bir plan da yaptınız. Sonrasında neler yapmalı? Somut olarak isteklerinizi ve yapabileceklerinizi kağıda döktükten sonra belirsizliğin azaldığını siz de fark edeceksiniz. Unutmamanız gereken küçükte olsa attığınız her adımın sizi sonuca yaklaştıracağıdır. Ama bu yolda yürürken taşlara takılıp tökezleyebilirsiniz de. Bunu önlemek için - izlediğiniz strateji ne olursa olsun aşağıdaki 10 hatayı asla yapmayın!

1. Derinlemesine iç gözlem yapmadan farklı bir alanda iş aramayın.
Düşünmeden yeni bir işe atlamak kadar kötüsü yoktur. Yeni bir alanda çalışmak o anki işinizden kurtulmanızı sağlayabilir, hayatınızı değiştirebilir ama kişiliğinize ve yetkinliklerinize uygun değilse başarısızlıkla da sonuçlanması muhtemeldir.

2. Kişiliğinize uygun değilse sadece popüler olduğu için o alanı istemeyin.
Önemli olan bir alana çok talep olması değil, o alanda çalışacak olmanın sizi mutlu etmesi ve başarıya götürmesidir. Finans alanında çalışmaktan sıkıldınız, günümüzün trendini takip ederek pazarlama alanına kaymayı düşünüyorsunuz. Peki, bu alandaki mücadeleye ve kalifiye çalışanlara rağmen yükselebilecek misiniz, takım çalışması size göre mi yoksa siz bireysellikten yana mısınız? Gördüğünüz gibi ana kriter alanın popülerliği değil, sizin özelliklerinize uygunluğu olmalı.

3. Arkadaşlarınız başarılı olduğu için siz de o alanı seçmeyin.
Aynı yıl üniversiteden mezun oldunuz, üç aşağı beş yukarı nitelikleriniz aynı. Hepiniz farklı alanlara dağıldınız, yıllar sonra bazı arkadaşlarınızın sizden daha çok yükseldiğini gördünüz ve içiniz sızladı. Hemen o alandaki uygun pozisyonlara başvuruda bulundunuz. Halbuki alanın aynı, ama kişilerin farklı olduğunu göz ardı ettiniz.

4. Önceden aklınızda olan olasılıklara takılıp kalmayın.
Kendinizi bir noktaya odaklamayın, geniş düşünün. İşe alım sitelerindeki farklı alanlara ait ilanları ve iş profillerini okuyun, bu sayede adaylardan neler beklendiğini ve işe kabul edildiğiniz takdirde bir iş gününün nasıl geçeceğini anlarsınız.

5. Paranın belirleyici faktör olmasına izin vermeyin.
İşiniz size uygun değilse ne kadar maaş alırsanız alın mutluluğunuzu pek etkilemeyecektir. Günümüzde çalışan yetişkinlerde en sık rastlanan sorunlar, işyeri memnuniyetsizliği ve strestir.

6. Kariyerinizde değişiklik yapma kararını tek başına verin, ama bu kararı tek başına uygulamayın.
Yöneticinizle olmasa bile çevrenizdeki insanlarla konuşma vakti geldi. Planlarınızı aileniz, dostlarınız ve iş arkadaşlarınızla paylaşırsanız, bildikleri iş fırsatları ve kontakt isimler konusunda size destek vereceklerdir.

7. İstediğiniz alanda birkaç test sürüşü yapmadan okula geri dönmeyin.
Gönüllü işler, vaka çalışmaları gibi pek çok yolla tecrübe kazanabilirsiniz. Kaybedeceğiniz sadece zaman olacaktır ki bu da kazanacaklarınızla kıyaslanırsa çok önemli bir kayıp değildir. Yeni bir diploma sahibi olmak, iş dünyasında fark edileceğiniz anlamına gelmez. Buna ek olarak, uzun bir aradan sonra okul ortamına adapte olmak sandığınız kadar kolay olmayabilir. Bu nedenlerden dolayı, kararınızı verirken uzun vadede artılarını ve eksilerini göz önünde bulundurun.

8. Değişiklik konusunda kesin kararlı olsanız dahi mevcut işinize gereken önemi verin.
Unutmayın ki geçmiş performansınız gelecekte göstereceğiniz performansın göstergesidir. En son iş vereniniz ise, farklı bir alanda kariyer sahibi olmak amacıyla başvuruda bulunduğunuz firmaların referans alacağı yegane kişidir.

9. Kariyer danışmanlarından size uygun alanı söylemelerini beklemeyin.
Sokratik metot yardımıyla sorular sorarak unutulmuş hayallerinizi ve yeteneklerinizi gün ışığına çıkarabilirler, fakat araştırma yapmak ve karara varmak sizin görevinizdir. Kariyer yolundaki adımlarınızı başka biri belirliyorsa hata yapma olasılığınız çok yüksektir.

10. Birdenbire köklü bir değişiklik beklemeyin.
Kariyer değişikliği tek bir olay değil, dinamik bir süreçtir. Bu süreci başarıyla tamamlamak aylar alabilir, hatta sektörlerin durumuna göre bu zaman dilimi bir yıla ve daha ötesine yayılabilir.

5 Mar 2009

Patatesli ve Peynirli Su Böreği

6-8 kişilik Gerekli malzeme:
7 su bardağı un
7 yumurta
1 çay bardağı su
1 çay kaşığı tuz
250 gr tereyağı
İç malzeme:
500 gr patates
2 soğan
300 gr lor peyniri
1 çorba kaşığı margarin
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı karabiber

Un, yumurta, su ve tuzu karıştırıp yoğurun. Üzerini nemli bezle örterek 20 dakika bekletin.
Patatesleri haşlayıp kabuklarını soyun. Tavla zarı şeklinde doğrayın. Soğanları soyup kıyın. Margarini eritip soğanı kavurun. Ateşten alıp lor peyniri, patates, tuz ve karabiberi ilave edin. Hamuru 9 bezeye ayırın ve üzerlerine nişasta serperek oklava ile tepsi büyüklüğünde açın. Suyu tencerede kaynatıp tuz ilave edin. Tereyağını kızdırın. Açtığınız yufkalardan 7 tanesini kaynar suda teker teker bir dakika haşlayın. Kevgirle çıkarıp soğuk suyun içine batırın. Suyunu süzün. Fırın tepsisini yağlayıp kalan yufkalardan birini tepsiye yayın. Üzerine 2-3 kaşık tereyağı sürün. Haşladığınız yufkalardan 3 tanesini aralarına tereyağı sürerek üst üste yerleştirip iç malzemeyi yayın. Üzerine kalan yufkaları aralarına yağ sürerek üst üste yerleştirin.
Kalan haşlanmamış yufkayı serip kalan yağı sürün. 175 dereceli fırında 60 dakika pişirin.

Çabuk Su Böreği

Malzeme:
750 gr un
3 yumurta
1 fincan sıvı yağ
1 fincan yoğurt
aldığı kadar su
200 gr peynir
1 demet maydanoz
Üstüne:
150 gr tereyağı
1 çay bardağı sıvı yağ

Yapılışı:
750 gr una 2 yumurta ve 1 yumurtanın akı, yağ, yoğurt, tuz ve aldığı kadar su koyup yoğurun.
Oklava ile açılacak kıvamda olması gerekir.
10 dakika dinlendirilir.
Parçalara bölüp tepsi büyüklüğünde açılır.
Yağlanmış tepsiye açılmış hamurları yaydırın.
Arasına peynirli içten koyup diğer yufkaları da üzerine yerleştirin.
Bıçakla dilimlere kesip her yerine temas edecek şekilde yağ gezdirin.
Üzerine yumurta sarısı sürüp, kızgın fırına verin. Börek pembeleşince fırından çıkartıp 2 su bardağı su döküp tekrar fırına verin.
Üstü kızarıncaya kadar pişirin.

Patatesli Su Böreği

7 adet yumurta
1 çay bardağı sıvıyağ
1 tatlı kaşığı tuz
Alabildiği kadar un
1 su bardağı su
İçi için:
5 adet patates
2 adet kuru soğan
1 çay bardağı sıvıyağ
1 tatlı kaşığı pul biber
1 tatlı kaşığı tuz

Hamur malzemesiyle tok bir hamur yapılır, yarım saat dinlendirilir.
Bu arada iç hazırlanır. Patates haşlanır ve rendelenir.
Soğan yağda pembeleştirilir. Üzerine patates tuz ve pul biber eklenir.
Sonra hamur 8 parçaya ayrılır. Her hamur tepsi büyüklüğünde açılır.
Kaynar suda 10 saniye bekletilir, hemen ardından soğuk suyua batırılır, ssıkılır.
İlk 4 hamur aralarına eritilmiş tereyağı koyarak, üstüste tepsiye yerleştirilir. Üzerine patatesli iç konur. Kalan 4 yufka da aynı şekilde yerleştirilir.
Kalan yağ gezdirilir.
Önceden ısıtılmış 180 derece fırında altın renginde pişirilir.

Kıymalı Su Böreği - Kütahya'dan

Malzemeleri;
Hamuru için;
200 gr. un
4 yumurta
2 su bardağı un
Sosu için:
½ kg yoğurt
1 diş sarımsak
1000 gr. Tereyağı (üzerine)
Kırmızı biber
Harcı için;
700 gr. kıyma
½ demet maydanoz
300 gr. tereyağı (yağlamak için)
1 çay bardağı sıvı yağ (tepsiyi yağlamak için)

Hazırlanış:
Un büyükçe bir kaba alınır 4 yumurta, tuz, 2 bardak su ile katı bir hamur yapılır. Hamurlar on bir eşit parçaya ayrılır. (180 'er gram) 9 tanesi tepsi büyüklüğünde açılır. Gazetenin üzerine serilir.

Hamur gazete okunacak inceliğinde olmalıdır. Büyük bir tencerede su kaynatılır. Tereyağı, bir çay bardağı sıvı yağ ile beraber kızdırılır. Kıyma hafif kavrulur, maydanoz ilave edilir. Hamurun bir parçası açılır 60 cm.lik tepsi yağlanır. Hamur üzerine serilir., diğer hamurlar kesilir, kaynayan suya atılır.Sudan soğuk suyun içine alını, oradan kevgirin üzerine serilir.

Fırça ile yağlanır. Kıyma 8'e bölünür. Yağlanmış hamura serpilir.4'lü ocağın üzerinde kızartılır. Hafif soğuyunca başka tepsi yardımı ile çevrilir, ikinci tarafı kızartılır. Sunum; dilimler halinde kesilir, üzerine arzuya göre et suyu serpilir.

Sarımsaklı yoğurt ve tereyağı biber dökülür.

Sıcak servis yapılır.

Sodalı Yalancı Su Böreği

Yalancı börek ama çaktırmıyo;)

6 adet yufka
1 şişe soda
4 adet yumurta
1 su bardağı sıvıyağ
1 su bardağı su
1 küçük kalıp peynir
Yarım demet maydanoz

Soda, yumurta, sıvıyağ, su iyice karıştırılır. İlk yufka yağlanmış tepsiye buruşturarak yerleştirilir. Üzerine sıvı karışımdam gezdirilir. İkinci ve üçüncü yufka aynı şekilde yerleştirilir. Üzerine peynir, maydanoz karışımı serpilir. Üzerine kalan üç kat yufka aynı şekilde yerleştirilir. Kalan sıvı malzeme en üste sürülür. Kare kare kesilir. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında kızarana kadar pişirilir.

Su Böreği

Malzemeler (taban çapı 40 olan tepsi için):
12 kişilik

Hamuru için:

8 su bardağı un
5 yumurta
1 tatlı kaşığı tuz
ılık su
İçine:

Yarım kilo peynir
İsterseniz maydanoz
10-12 çorba kaşığı sıvı yağ
Böreği pişirmek için:

4-5 çorba kaşığı sıvı yağ
Yufkaları ıslamak için:

3 litre sıcak su
1 tatlı kaşığı tuz
2 çorba kaşığı yağ
3 litre soğuk su
Yapılışı:

Hamurun tüm malzemelerini bir kaba boşaltırız. Ortadan karmaya başlarız. Bir yandanda az az su ilave ederiz. Kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde edesiye kadar yoğrulur.
Bu hamurdan 10-11 adet yufka yapılır.
Tepsi güzelce 2-3 çorba kaşığı yağ ile yağlanır. İlk yufka tepsinin ölçüsüne göre açılır ve tepsiye yerleştirilir.Üzerine 2 çorba kaşığı yağ gezdirilir. ( 2 adet yufka suda haşlanmaz. Bunların biri tepsinin tabanına konur, diğeri en üstüne)
Diğer yufkalar kaynamakta olan suyun olduğu tencerede yada tepside (su kaynayınca içine tuz ve yağ ilave edilir.) 1 dakika kadar bekletilir. Delikli kepçe ile alınır. Soğuk suyun içine atılır ve hemen alınır. Tepsiye dizilir. Haşlanan yufka suyun içinde büzüşüyor. Sudan çıkınca tepsiye dizerken elinizle çok az düzeltirseniz iyi olur.
Üzerine peynir rendesi dizilir. Üzerine tekrar haşlanmış yufka, bu yufkanın üzerinede az sıvcı yağ gezdirilir. Üzerine haşlanmış yufka konur. Daha sonra peynir derken en son yufka haşlanmadan tepsinin üzerine düzgünce yerleştirilir.
Ocak üzerinde tepsiyi sık sık çevirerek kısık ateşte her iki tarafıda pişirilir.

* Yufkalar ıslak olduğu için kenarları tepsiye yapışmakta. Bu yüzden tepsiyi çevirirken dikkatli olun.

** Yufkaları bütün olarak sıcak suya konulup çıkarılırken zor oluyorsa ikiye bölünebilinir.

*** Sıralama şöyle:

haşlanmamış yufka-üzerine az sıvı yağ

haşlanmış yufka-üzerine peynir

haşlanmış yufka-üzerine sıvıyağ

haşlanmış yufka-üzerine peynir

haşlanmış yufka-üzerine sıvıyağ şeklinde gidiyor.

Afiyet Olsun.