21 Eki 2010

Alabildiğine yeşillik...

Çoook çok yüksek bir yer. Bir uçurum kenarı, aşağılar hep uçurum, aşağıda bolca yeşillik. Nehirler geçiyor aşağıdan. İşte bu uçurumun tam tepesinde evin var senin.

Evet senin!

Hayal et! Kapıyı çalıp içeri giriyorsun yerdeki tahtaların aralarından aşağıdaki uçurum görünüyor çok yavaş basıyorsun yere ki düşmeyesin diye ama yıllardır oturduğun evin orası senin.

Annenin elinde gazete kağıtları yerlere yapıştırıyor yer döşemelerini sağlamlaştırmak istiyor ki biri bastığında aşağı düşmesin diye...

Camdan bakıyorsun alabildiğine yeşillik...

Aşağısı uçurum...

Bir anda ayakların yere basıyor evin dışındasın, orman olmuş her yer ama gökyüzünü alabildiğine görebiliyorsun uzun ve ince bir yolda gider gibi gidiyorsun aşağı doğru...

Ve her yer orman, her yer alabildiğine gökyüzü... Yürüyorsun uzun ve ince bir yolda yürür gibi...

Evet sen! Ve yavaşça kararıyor her yer.

Ve kapkaranlık

Yenildik, Ya sonra?

Yenildik.

Bu yenilgiyle "cennetimiz"den kovulduk

...Ve cennetten kovulunca, "inanç" tekledi.

Çünkü, hiçbir inanç, cennetsiz varolamaz.

Şimdi giderek bir cennet olmadan da yaşayabilmenin ve inanabilmenin yollarını aramaya başladık.

Diyeceğim; hüzünlüyüm sadece.

Ve hüzün hiç değilse acele karar vermemi engelliyor. Biraz tadını çıkarıyorum.

Zor günler, zor dönem, biliyorum ama yine de bir tadı var. Çünkü ben yaşıyorum o günleri, o dönemi...

Tek Gözlü Köpek

Ve sonunda bir limana vardı kalabalık insanlarla dolu ve yolcu gemilerinin olduğu bir liman, arka tarafta tanıdık yüzler, kafeler denize giren insanlar, limandaki gemilerden birine dikkatlice baktı ve sürüklendiğini gördü sürüklendiği yöne doğru kafasını çevirdiğinde gördüğü manzara karşısında şaşkınlığını gizleyemedi ama sanki o manzaraya aşinaymış gibi devam etti bakmaya...

Feribotun ucunda 3 ip. Her bir ipin ucunda ise bir canlı ama devasa boyutlarda. Birinci ipte bir köpek; tek ve kocaman gözlü, diğer ipin ucunda baygın bir kadın ama kocaman bir kadın, üçüncü ipte ise bir köpek ve yine kocaman. Normal boyutların 15 katı büyüklüğünde bu canlılar yorgunluktan aç ve bitap düşmüşler. Feribotu gideceği yerlere onlar sürüklüyor sanki...

Ve bu bakış arasında feribot hareket ediyor limandaki insanlar feribottaki tanıdıklarına el sallıyorlar... Giderken gözünde derinleşen görüntü baygın ve yorgun kadının yüzü dalgaların arasında uzun zaman kaybolmuyor... Korkuyla ve endişeyle bakıyor yüzlerine üçü de sürükleniyor dalgalar arasında feribot onları ölüme götürüyor sanki.

Geriye dönüyor Jennifer yıllar öncesinden tanıdığı bir arkadaşının yanına, pis köhne ve güneşlenmek için oldukça kötü biyere plaj havlularını seriyorlar John ile birlikte. John hemen yanıbaşındaki kafenin sahibi kızlarla muhabbete dalıyor ve kahve falı  baktırmak istediğini söylüyor. Jennifer'a da soruyor ne dersin?

Jennifer önce istemese de sonra John'un vereceği tepkiden çekinerek tamam diyor...

Sonra sahile doğru ilerliyorlar... Bir adam var John'un arkadaşı. kulaklarına kadar uzun kıvırcık saçları o sıcağa rağmen üzerinde uzun siyah t-shirt ve ayağında kot pantolonu... Ayaklarında sandalet ama sırtında ise bağcıklarından birbirine bağlamış olduğu halde siyah converseleri...arkasına dönüp John'a bakıyor ve gülümsüyor;
"-Hadi denize girelim?" ayakkabılarını son anda kumsala bırakıp denize giriyorlar.

Ve Kapkaranlık