gezi-tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi-tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haz 2009

Karasu, Sakarya

Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde Karasu’dan; “Bundan 300 sene evvel Karasu Köyü’de kurulmuştur. İzmit Sancağı’nın Kandıra Kazası’na bağlı bir kasabadır. Halkı çoğunlukla kömür taşımacılığı ve balıkçılık yapmaktadır” diye söz eder...

Marmara bölgesindeki Sakarya'ya ait bir ilçe Karasu.

Karasu ile tanışmam aslında 12 ay önce kadar oldu. Bu aynı zamanda yaklaşık 40 gün sonra eşim olacak adamla tanışmama rastlar. Bilfiil gidip tanışmam ise Haziran ayının 24'üne rastlıyor, Kalbe Nefes'te tanıştık Karasu ile...

Karasu alabildiğine sahil, alabildiğine sohbet. Gezip gördüğüm bi çok küçük ilçeden "ben farklıyım" diye bağırarak ortaya farkını koymak ister gibi gülümseyen kaldırımları, binaları, insanları. Çok sessiz çok sesli çok canlı ama aynı zamanda çok sakin. İstediğin bu'ysa; sana bunu veriyor, o'ysa sana onu...

Belki bi ilçeye duygusal bağlar beslememimn sebebi, en sevgili insanın buraya beslediği sevgiden ileri geliyordur, gelsin .

Efendim Karasu'yu hiçkimsenize tavsye etmiyorum gitmeyin görmeyin giderseniz de pek fazla kalmayın, kalmayın ki tadını çıkarmak bize kalsın, oraları koklamak, toprakların bekaretini bozmak bize kalsın bize yakışsın...

***
Karasu Belediyesi:
Karasu şehir ve arkadaşlık sitesi
Karasu Şehir Portalı

***
Karasu Beldeleri:
Darıçayırı, Kurudere, Yuvalıdere ve limanı olmayan belde Limandere.


Daha Büyük Haritayı Görüntüle



***
Sakarya

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su tarih, yıldız, insan ve fikir; Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük küçük kainat; Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne, Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine; Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş; suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse sular büklüm büklüm burulur, Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük?
Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!..
Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda ne rütbe var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan; Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an; Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu; Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna; Giden şanlı akıncı ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hala çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgar o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya, Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su; Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümlü gerçek; Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, saf çocuğu masum Anadolu'nun, Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz; Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya; Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

Necip Fazıl KISAKÜREK

30 Mar 2009

Biri Sörf mü Dedi?

Birçok kişi Sörf yapmak istiyor fakat nerede sörf yapılır, Sörf nasıl yapılır gibi bilgiler olmadığından çoğu kişi başlamadan bu konuyu kapatıyor. Sörf Yapmak isteyenler için detaylı bilgileri buradan okuyabilirsiniz.



Birçok kişi için “ekstrem spor”, birçok kişi için de “insanı kendine getiren” bir aktivite. Bazıları için bir hayat biçimi. Avustralyalı sörfçü Nat Young, sörfü bir dine çevirmeye çalışmış ama takipçi bulamamış. Kaliforniya’da bazı kiliseler, pazar sabahı ayinlerini plajda yapıp ayini sörfle sonlandırırmış. Dünyada bir sürü “Sörf Filmleri Festivali” düzenlenir, ayrıca da Los Angeles’ta sörf yapmayana kız vermezlermiş!

Kıyafetler, okullar, aletlerle milyar dolarlık bir aktivite. Seyretmesi güzel mi güzel. Televizyon dizileri de bu popülerliğe katkıda bulunuyor.

Bakıyorum 60’lık teyzeler gayet güzel sörf yapıyor, 70’lik amcalar tahtanın üzerinde “rüzgarın oğlu” kıvamında rahat.Ben deniyorum deniyorum, olmuyor!

Suadiye: İstanbul’un göbeğinde sörf
Suadiye Sörf Okulu’nun 110 tane board’u, 120 tane de yelkeni var. Denizin temizliği Hıfzısıhha Enstitüsü tarafından belgelenmiş. Ayrıca isterseniz kendi ekipmanlarınızı kullanıp orada da bırakabiliyorsunuz.

İstanbul’un göbeğinde sörf yapmak çok keyifli olsa gerek. Rüzgarımız fena değildir hani; Boğaz’ı da hiçbir denize değişmem. Bir de geçenlerde Suadiye Sörf Okulu’nun sahibi ve ailesiyle tanıştım, son derece mütevazı ve hoş insanlardı. “Başlarsam, burada başlarım” diye bir kenara not ettim.

Detaylı bilgi için: www.suadiyewindsurfclub.com

Tartışmasız cennet: Alaçatı (İzmir Çeşme)

Düşünün, 500 metre genişliğinde, 1 kilometre uzunluğunda bir sahil; deniz 700 metre uzağa kadar sığ. Rüzgar kuvvetli ancak deniz düz. Yani bir sörf cenneti; yani Alaçatı.
Piri Reis Alaçatı’yı anlatırken “Burada deniz yufkadır” demiş. Kuvvetli rüzgar ve dalgasız deniz, sörfçülerin en çok tercih ettikleri özellikler. Bu yüzden birçok turnuva düzenleniyor, Alaçatı birçok şampiyonu ağırlıyor.

Ayrıca, İzmir Havaalanı’na sadece bir saat mesafede. Alaçatı’nın güzelliği ve görece az bozulmuşluğunu da düşünürsek, yöre bu konuda tartışmasız birinci. Çok okul var ama Arkın’ın okulu ASPC, son derece iyi işletiliyor. Ekip çok genç ama deneyimli. Arkın en az 10 saat ders almanın şart olduğunu söylüyor.

Detaylı bilgi için: alacati.de


Bodrum: Her koyda başka okul

Bodrum’da ne kadar çok sayıda sörf okulu var, şaşarsınız. Bütün koylarda ve büyük tatil köylerinin içinde sörf okulu var. Yalıçiftlik’te, Club Med’in okulunu çok sevdim. Gerçekten yaşlı başlı adamlar da rüzgarla uçuyordu adeta! Bir de Bitez’de, Aktur’un içindeki su sporları okulu çok iyi. Eğiticiler son derece profesyonel. Sörfü yapan yelkeni de deniyor; sonrasında başka türlü bir teknikle sörf yapmaya başlıyor; bir başlayan yıllarca devam ediyor.

Detaylı bilgi için: baddogsurf.com

İzmir’in bakir koyu: Teos-Seferihisar

Teos’taki Akkum Plajı’nda her seviyede eğitim almak mümkün. İhtiyaç varsa malzeme tedariki de yapıyorlar. Okulu görmedim ama dört yıldızlı bir tesis içindeymiş. Rüzgar durumu çoğunlukla uygun. Seferihisar, Sığacık-Teos; ilk kez bu yıl ziyaret ettiğim olağanüstü yerler. Hâlâ az keşfedilmiş.

Datça: Sörfçülerin yeni gözdesi

Datça’da rüzgar bazen o denli şiddetli esiyor ki, denize çıkmanın imkanı olmuyor. Geçtiğimiz günlerde Datça’da düzenlenen Sörf Şampiyonası’nın birinci ayağı, şiddetli rüzgar yüzünden tam altı saat geç başladı.

Datça’da rüzgar haziran ayında “8” şiddetine ulaşıyor. Yaz boyunca da 6-7-8 şiddetleriyle seyrediyor. Rüzgar genelde 11.00 civarında başlıyor, akşam saatlerine kadar devam ediyor. Ayrıca sörf yapmadığınız zamanlarda, şehirde de vakit geçirebilirsiniz. Özellikle Eski Datça çok güzel. Datça civarı da keşfe değer.

Detaylı bilgi için windsurfing-datca.de adresine bakabilirsiniz.

Şarköy: Tüm Trakya bölgesine hizmet veriyor

Şarköy’ün İstanbul’a uzaklığı 206 km. Şarapçılık yapılıyor ve bu özelliğiyle de tüm Türkiye’de tanınıyor. Şarköy’deki sörf okulu, tüm Trakya bölgesine hizmet veriyor. Okulun sitesinde “hafta içi malzeme sıkıntınız olmaz” yazıyor. Okul, nisan-kasım ayları arasında açık.Ayrıca, bir küçük bilgi daha, yukarıdaki Uçmakdere köyünde yamaç paraşütü yapmak mümkün. Yalnız henüz tesis yok; kendi malzemeleriniz varsa…

Okulla ilgili detaylı bilgi: surfsarkoy.com

kaynak: parcapizza.com

11 Mar 2009

ABD'ye yakın Tanrı'ya uzak ülke: Meksika



Kocaman bir hasır şapkanın gölgesinde, eller göbekte uyuklayan ‘siesta’cılar, sokak pazarlarında satılan kurtlu tekilalar... ‘ABD’ye yakın, Tanrı’ya uzak ülke’ Meksika’nın aklınıza ilk düşen görüntüleri bunlar mı? Kabul ediyorum; ev sahibimizin dediği gibi ‘At üstünde gezen hasır şapkalı yerliler’ değilse de, siesta kareleri ve kurtlu şişeler benim de Meksika başlığı altında bir dolu başka şeyle biriktirdiğim imgelerdi. Sonra ne mi oldu? Birer günlük uçak yolculuklarının arasına tost edilmiş üç günlük Meksika seyahati esnasında, cebimdeki klişeleri boşaltıp, şubat ortasında 30 dereceye yaklaşan havayı ve ülkenin en ‘Meksikalı’ eyaletini koklamaya başladım.


En Meksikalı; çünkü mariachi müziğinin de, namlı içki tekilanın da, her köşe başında bağımsızlığı anımsatan anıtların da mekânı burası. J harflerini İspanyolca’nın gırtlaktan gelen ‘h’siyle telaffuz edelim: Guadalajara... Jalisco eyaletinin başkenti, Mexico City’den sonraki ikinci büyüğü. Tam 466 yaşında. Burası, tuzlayıp limonlayıp arka arkaya shot’lanan tekilanın anavatanı.
Küçük bir gazeteci grubu olarak merakımızı ve yazlıklarımızı sırtlanıp yollara düşmemizin vesilesi, Olmeca Tekila’nın ‘Tekila nedir, ne değildir’ başlığıyla özetlenebilecek canlı sunumu. Peşine eklenen Guadalajara ve Puerto Vallarta keşifleri, çakırkeyifliğin ardından gelecek soluklanmalar...

Jalisco eyaleti mavi, dikenli, uzun yaprakları ve büyük bir ananası andıran gövdesiyle tekilanın özünü oluşturan agav bitkisinin dünyada yetiştiği tek iklim ve toprağa sahip. Guadalajara’nın dışına ilerledikçe, alabildiğine uzanan agav tarlaları, dünyanın tekila ihtiyacını karşılıyor.



Aztekler’in 2 bin yıl önce, yapraklarını çıkarıp içinde bir delik açarak ürettikleri ve ‘Büyük Maya Tanrısı’ Olmeca’ya adadıkları içki, 1600’lü yıllarda buraya ayak basan İspanyolların ‘sert içki’ ihtiyacını karşılamamış. İspanyollar da çareyi, istila ettikleri toprakların yerlilerine ‘damıtma tekniklerini’ öğretmekte bulmuş. Tekila, 1862’den beri damıtılarak pazara sunuluyor.
Kurt efsanesine gelince; ev sahibimiz, Olmeca Tekila Uluslararası Marka Eğitim Müdürü Alberto Navarro, hikâyenin aslının ‘mezcal’e dayandığını anlatıyor: “Mezcal, yine mavi agav bitkisi kullanılarak ama farklı bitkilerin de eklenmesiyle yapılan ve içinde kimi zaman (her zaman değil!) kurtçuk bulunabilen, tekiladan farklı bir içki.”


Tekila, nüfusu 25 yıl önce 1 milyonken şimdilerde 8 milyonu bulmuş Guadalajara’nın ekonomisinin temel ayaklarından. Havaalanının çıkışında üç dev tekila şişesi karşılıyor ziyaretçiyi, bir de ‘Meksika’nın Silikon Vadisi’ yazısı. Yoksulluk ve refah, dış çeperdeki tek katlı evler ve merkezdeki çok katlılar, meydanda birkaç peso karşılığında bir şeyler satmaya çalışan çocuklar, paçayı kurtarmak hevesiyle kuzey sınırını aşmak için şansını zorlayanlar ve çokuluslu şirketlerde dolgun maaşlarla rahat edenler. Hızlı bir endüstrileşme evresi geçiren tüm ‘büyük’ler gibi, Guadalajara da...

Guadalajara, Türkçe mealiyle ‘Kayaların arasındaki nehir’, merkezinde ‘Minerva’ adlı çeşmeyle karşılıyor ziyaretçilerini. Yunan tanrıçası Minerva, burada ‘şehrin koruyucusu’na dönüşmüş. Çevredeki çiçekler, her gece tarihi gösterecek şekilde değiştiriliyor. Rehberimizin ‘süpersonik’ turunun Hükümet Sarayı ayağında ülkenin en önemli üç ressamından José Clemente Orozco’nun üç taraflı duvar resminin önünde çakılıyoruz. Ortaya bağımsızlık savaşının ateşini yakan Katolik rahip Miguel Hidalgo y Costilla’yı resmeden Orozco, sol tarafı monarşi ve kiliseye ayırmış. 1936-1937’de tamamladığı resmin sağ duvarı, savaş öncesi dünyanın vaziyetini tiye alıyor. Dönemin ve öncesinin tüm aktörleri toplanmış; Marx, Stalin, Roosevelt, Hitler, Mussolini...

Kentin en mühim bölgelerinden biri Tlaquepaque. Tek seferde söylemeyi becerebilince keyifli bir tını veren bu kelime, kille çalışılırken çıkan sesi anlatıyor. Pazar alanı rengârenk kıyafetlere bürünmüş kadın, erkek ve çocukların elinden satışa çıkan el dokuması, boncuk işleri, heykeller ve kil objelerle dolup taşıyor.

Guadalajara’dan ufak bir uçakla uzaklaşıp indiğimiz Puerto Vallarta’da dev dalgalarıyla okyanus karşılıyor bizi. 1964’te John Huston burada Elizabeth Taylor ve Richard Burton’lı ‘İguana Gecesi’ni çekince, üstüne iki oyuncu burada ateşli bir aşk yaşayınca, dikkatler Puerto Vallarta’ya yönelmiş. Sahildeki bronz heykellerin ihtişamı bir yana, göğe uzanan oteller ve inşaatlar, ‘Türkiye’ye yaklaştık galiba’ algısını yaratmıyor değil...

Okyanusun tadına bakmadan önce, ‘Tipik bir Batı Meksika köylüsü nasıl yaşar?’ temalı gezide buluyoruz kendimizi. Roberto Benigni’nin Meksika’daki ağabeyi olduğunu tahmin ettiğim tur operatörümüz Juan’dan cipleri teslim alıp dağ yollarına vuruyoruz.

Köylerdeki çocuklar, beş sınıf bir arada eğitim gördükleri (Tanıdık değil mi?) okullarına, meyve bahçelerine, bayıra karşı tortilla pişiren annelerinin yanına uğrayan meraklı bakışları yadırgamıyor. Anne sütünü artırmaktan kokteyllere lezzet vermeye pek çok faydası olan bitki ve meyvelerin canlı sunumunu da dinledinizse, sıra safarinin tozunu dalgaların arasına bırakmada.

Şansınız varsa, mevsimlerden de kış ya da baharsa ufukta balina sürülerine rastlamak olası. Gece çökünce ufaktan Marmaris ya da Bodrum tadı hissederseniz kafanızı, yüzünü suya dönmüş heykellere çevirin. Yüksek müzik, tekilaya boğulmuş turistler, banklarda sohbet eden yerli delikanlılardan geçen tanıdık hissi bir kenara bırakıp gerçekten uzaklarda olduğunuzu fark edeceksiniz.

20 Oca 2009

Boztepe'ye Çıkmalı Şu Ordu'ya Bakmalı



Ordu ilinin Merkez ilçesine bağlı bir köy Boztepe...

Boztepe Tepesi

Boztepe, Bir tarafında Ordu manzarası bir tarafında uçsuz bucaksız Karadeniz manzarasına sahip, bir tarafında yemyeşil tepelere hakim ziyaret edenleri büyüleyen bir yer...



Her yıl binlerce turist ağırlıyor ve özellikle yaz aylarında insanlar sırf manzara için bu tepeye çıkıyorlar.

Turstik olduğu içinde tahmin edersiniz ki; bu tepede yiyecek içecek gibi ihtiyaçlarınızı kolaylıkla sağlamanızın yanı sıra, çam ağaçlarının arasında piknik yapabilirsiniz.

Boztepe'de yeni yeni yapılmaya başlanan yamaç paraşütü de büyük rağbet görüyormuş.


Ayrıca önemli sayılabilecek birkaç bilgi de şöyle ki; (önceki tecrübelerimden yola çıkarak tarihi veya görülmeye değer turistik yerler bile olsa yollarının çakıltaşlı mı asfaltmı hedemi hödö mü olduğuna dikkat etmeli kesinlikle ve de mesafeye...) Boztepe 530 m. yüksekliktedir ve merkeze 6 km. uzaklıktadır. Yolu asfalttır.

Ayrıca Boztepe'ye bitişik olan Yaraşlı köyündeki Ayvadüzü Mağarası da önemli bir doğal ve turistik unsur olarak dikkati çeker.

9 Oca 2009

Ulus Pazarı

pazartesi; göztepe -> eveeett
salı; kadıköy -> eveeett
çarşamba fatih -> eveeett
perşembe ulus -> ?!!

Nerede bu ulus pazarı ya??


semt pazarlarıyla meşhur birkaç yer bunlar, fatih kadıköy beşiktaş...


Ulus Pazarı, namı diğer Sosyete Pazarı Arnavutköy sırtlarındaki yeni yerine taşındı. Beşiktaş Belediyesi, "sosyete"ye yaraşır bir pazar yeri hazırlamış Uluslular için. Yeni pazar; soyunma kabinleri, tuvaletleri ile pazar yerinden ziyade açık havada hizmet veren bir alışveriş merkezi görünümünde. Müşterilerin "ayağı alışsın" diye, eski pazar yerinden ücretsiz servis seferleri bile unutulmamış. Güvenlik için de zabıtanın yanı sıra özel bir güvenlik şirketinin 10 elemanı burada görev yapıyor. Pek yakında aynı yükseklikte, aynı eğimde, birörnek tenteler de gerilecek tezgahların üzerine...


Yeni Yerindeki Pazara NE DEDİLER?

"Keşke yokuş olmasa"
TRT’de yönetmen yardımcılığı yapan Lale Başatlı (solda) ile üniversite öğrencisi Özlem Alkaya "Pazara çok sık çıkmıyoruz. Ulus Pazarı’nın ününü duyduk, o yüzden geldik" diyorlar. Pazara arabayla gelen iki arkadaş, "zor da olsa" park yeri bulabilmişler. Yeni pazar yerini beğenmişler ama: "Ah keşke yolu biraz daha düz olsaydı... Çok yorulduk" diyerek şikayet ediyorlar.

"Kışın kimse gelmez"
Pazarcı Hasan Karadağ yeni pazar yerinden memnun olmayanlardan: "Belediye iyi niyetle hareket etti ama müşteriler kışın bu yokuşu nasıl inip çıkacaklar, onu düşünmedi galiba. Kayma ve düşmelerden kim sorumlu olacak? Biraz önce bir kadın çocuk arabasını zor itiyordu. Kışın ne olur bilemem. Yaşlılar buraya gelemez."

"Buraya alışmak zor"
Mücella Taştemel Ulus Pazarı müdavimlerinden. Ancak bu yeni pazar yerine sürekli gelip gelemeyeceğinden pek emin değil: "Burayı gezmek çok zor. Park yeri de ayrı bir problem. Servis varmış ama rahat olur mu bilmem. Buraya kolay alışacağımı sanmıyorum. Zaten eski pazardan tanıdıklarımın pek çoğunu bugün göremedim.


Sanki semt pazarı değil megastore...
Kozmetik tezgahı zengin
Ulus Pazarı’nın kozmetik tezgahı büyük mağazaların kozmetik reyonlarını aratmıyor. Ojeden allığa, fondötenden pudraya, ruj ve deodarana kadar her türlü kozmetik ihtiyacınızı Ulus Pazarı’ndan uygun fiyatlara satın alabilirsiniz.

Egeli’ler şarküterilere rakip
Egeli Kardeşler, şarküterilerle rekabet edebilmek için müşteriden gelen kredi kartı ile ödeme talebini hayata geçirmiş. Egeli’ler kredi kartı ile yapılan ödemelerden komisyon da almıyorlar.

Turistler de müdavim...
Her kesimden insan Ulus Pazarı’na geliyor. Şık giyimli kadınların yanı sıra çarşaflı kadınlar da pazarın müdavimleri arasında. Türkiye’de yaşayan yabancı uyruklu kadınlar da Ulus Pazarı’nı keşfetmiş.

Ayakkabıda sonsuz seçenek
Pazarın terlik ve ayakkabı seçenekleri de hayli fazla. Ayakkabı fiyatları 5 milyondan başlıyor, 50 milyon TL.’ye kadar çıkıyor. İnce topuklu, şık sandaletler de var burada; bağcıklı spor ayakkabılar da... Aldıktan sonra ayağınız rahat etmezse değiştirmek de mümkün.

Son moda gözlükler
Bu yaz hem sokaklarda hem de mağazalarda renkli gözlükler satılıyor. Bu gözlüklerin her çeşidini Ulus Pazarı’nda da bulabilirsiniz. Üstelik çok uygun fiyatlara.

Edit: Ulus Pazarı Net adresinden edindiğim bilgilere göre Çekmeköy Hamidiye mahallesinde her cumartesi Ulusa Pazarı kuruluyormuş.

16 Ara 2008

Doğatepe

Doğatepe...

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden Rumeli Hisar’na, Benim için büyük ve çok duygusal bir anlam taşıyan Hidiv Kasrı’ndan Anadolu Hisarı’na kadar uzanan panoramik İstanbul manzaralı müthiş bir cafe...




















İletişim:

Adres: Nispetiye Caddesi Duatepe Parkı no:4-6
  Rumeli Hisarüstü Sarıyer - İstanbul
Telefon: 0212 257 43 91 (Pbx)
E-mail: info@dogatepe.com.tr

www.dogatepe.com.tr

30 Kas 2008

Nev-i Cafe

Gördüğüm mekanlar arasında güzel listesinde yer alan servisi rezalet garsonları kaba, mafya tipli adamların gelip gittiği ne işin çevrildiği belli olmadığı, gençlerin gittiğinde sanki milli namussuz gibi ddam gavurulduğu garip bir mekancık ... şiddetle tavsiye etmiyorum. Hatta ibreti alemçin buraya yazıoum sakn gitmeyin. Cadı kazanı demedi demeyin sonra..

nam-ı diğer Nev-i Cafe servisi REZİL cafe...

Mekani muhteşem Haliç’in tarihi havasında kahvaltısı muhteşem kömürde demlenen çayları leziz ve servis yapan elemanların bir o kadar REZİL, kaba ve terbiyesiz oldğu mekan... El değiştirmesi gerekir kanımca, orada çalışan elemanların görgüsüzce harap ettikleri cafe

23 Ağu 2008

Mengen'de İki Kişiyiz

Yaklaşık 4,5/5 saat süren yolculuğumuza kapımın önünden daha doğrusu kozyatağından başlamış bulunduk...sabah 7 mi ne? Erken bir saat pek de erken değil tatile çıkmak için sabırsızlanıyoruz ikimizde
Elimde bavul ayağımda terlikler şakıdı şakıdı çıkarak merdivenleri yanına gidiyorum arabadan iniyor gözünde güneş gözlükleri üzerinde aaçık renk bir t-shirt yüzünde hafif karizmatik bi gülüş... "-Hoşgeldin aşkım"

İnanamıyorum hemen hemen 1 hafta boyunca birlikte olacağız her saniye her dakika her saat ve 1 haftanın her bir günü...

Biniyoruz arabaya eli elimde aşırı mutluyum öncesinde de pekgörüşemedik zaten...
El ele kullanıyoruz arabayı:) başım omzunda içim gülümsüyor artık yüzümü aştı...

Getirdiğimmüzik cdlerine, hazırlamış olduğu yol müziklerine bakıyoruz o ilk birlikte olma şoku(sevinci)nu atlattıktan sonra...

Sertap, Dolapdere, Red Hot, Sezen...

Eli elimde...

Uuup uzun yolları gitmeye başladık koocaman köprülerden geçtiikk kappkaranlık tünellere girdik ve sonrasında güneşi gördük...

Kocaeli - İzmit...

Durup kahvaltı yapalım mı?

Her şey okadargüzel oluyor ki birlikte olunca...

Kahvaltı için mola veriyoruz. Abuk Dinlenme Tesisleri

Kahvaltımızı yapıp yola devam ediyoruz. "-Hindiba'nın telefonu varmıydı sende?"
"-Hayır! almadın mı?"
"-Unuttum, unutmadım da yolda bağlantı olan bir yerden buluruz nasıl olsa "

Aç leplapı bağlan ... bağlantı yok açtelefonu araarkadaşları ara uyuyorlar...

Hakan! Hakan uyumaz uyusa bile uyandırırız bulur o bize
"-Alo? Hakan uyuyomuydun?"
"-Hayır,"
"-Hakan İmdat! Pansiyon'un telefonunu almamışız ikimizde kurtar bizi züpermen!"
"-Hemen uçuyorum!..  "
5 dk sonra;
"Hakan: adres Mengen Kıyaslar Köyü Kaynarca Mevkii Yedigöller yolu 3. km Mengen/BOLU
Telefonları ise;(0541) 601 69 52 - (0545) 651 77 09 - (0532) 600 69 52

Kıpkısacık süren yolculuğumuz sonunda Bolu'ya girdik...
Bolu... Mengen... Yemyeşil, Göller, ağaçlar, sinekler, göller, ağaçlar, göller ve ağaçlar...

Sonunda Mengendeyiz KOCAMAN bir tencere başında da bir usta...





to be continued

26 Tem 2008

Gidilesi Yer

Dalia Beach Club



Kilyos demirciköy taraflarında sükunetiyle solar beach gibi diğer plajlardan ayrılan, hem kumsal hem çimen hizmeti sunan güzel denizli tesis...


Info: Giriş ücreti 15-20 ytl. şezlong ve otopark için ayrı bir ücret ödenmiyor. Açılış: 08:00
Kilyos Yolu Üzeri
Dalyan Mevkii
Demirciköy - Sarıyer

Restoran Tel: 0212 204 03 68
Plaj Gişe Tel: 0212 20401 69

E-mail:info@clubdalia.com





edit: Geçtiğimiz günlerde sevgili sevgilimle sevgili kumam (sevgilimin kankisi:P) bahsi gecen mekana gitmisler ama ne yazık ki kapıdan dönmüşler efenim biginiz olsun diye yazıyorum damsız alınmıyormuş...